Sosyalist hareketin gelişmesi, kadın hareketine ve feminizme yeni boyutların ilave edilmesini beraberinde getirdi ve sosyal ve siyasal sistemlerde kadınlara yeni statülerin tanınmaya başlamasına yol açtı. Sosyalist feminizme göre, sosyalizmin tüm ezilen ve sömürülen insanlar için merkezi olarak en çok ilgili olması gereken konuların başında kadın sorunları gelmektedir. Jaggar'ın da belirttiği gibi, “sosyalist feminist analizlere göre, kapitalizm, erkek egemenliği, ırkçılık ve emperyalizm öylesine karmaşık bir şekilde iç içe geçmişlerdir ki birbirlerinden ayrılamazlar. Sonuç olarak, bu egemenlik sistemlerinden herhangi birinden kurtulmak için bunların hepsini birden sona erdirmek gerekir”. Ataerkillik ile kapitalizm arasında karşılıklı bir bağımlılığın olduğunu kabul etmek sosyalist feminizmin ön koşuludur. Öte yandan Eisenstein, sosyalist feminizmin, radikal feminizm ile Marksist tahlilin sentezinden ortaya çıkan bütüncül bir yaklaşım olduğunu savunmaktadır.
Modern sosyalist feministler, klasik sosyalizmin tüm ezilen kesimlerin sorunlarına çözüm aramadığı varsayımından hareketle yeni söylemler geliştirmişlerdir. Öncelikle, klasik sosyalizmin “cephe” siyasetinden uzaklaşarak bir “ortak platform” politikasına yönelmişlerdir. Buna göre, farklı kaynaklardan doğan ve merkezi siyasi yapılanmaya karşı olan sendikal hareketler, ırkçılık karşıtı hareketler, etnik gruplar ve kadın hareketi gibi toplumsal ve siyasal hareketlerin birlikte mücadele etmeleri gerekmektedir. Liberal devlet anlayışının, siyasi temsilde ve emek piyasasında kadınların aleyhine çalıştığını savunmaktadırlar. Örneğin, 1989 devrimleri sonrasında Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde ulusal parlamentolardaki kadın milletvekili sayısının dramatik bir şekilde düşmesini, devlet sosyalizminden liberal demokrasiye geçişin kadınlar üzerindeki olumsuz etkisine bağlamaktadırlar.
Sosyalist perspektife sahip feministler cinsiyet hiyerarşisini açıklamak maksadıyla ekonomik ilişkilere vurgu yapmaktadırlar. Kar getiren çalışma (productive) ile üremeyi sağlayan çalışma (reproductive) arasındaki kategorik ayrımları reddeden sosyalist feministler, ailede, evde ve informal sektörlerde yapılan çalışmaların kar getiren çalışma olduğunu ve böyle kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmektedirler. Sosyalist feministlere göre, kadınların çalışmalarını ciddiye almadığımız sürece, kadınların çoğunluğunun çalıştığını ve toplumların toplam üretim kapasitelerini etkileyen ortamları görmezden geliriz.
Sosyalist feministlere göre kadınlar çocuk doğurmakla sorumlu tutuldukları sürece, hem ulusal ekonomilerde hem de uluslararası ekonomipolitik ortamlarda marjinal kalmaya mahkumdurlar. Çünkü kadınlar, küçümsenen ve ekonomik değer verilmeyen çocuk doğurma işi ile erkeklere, devlete ve kapitalizme hizmet vermektedir. Kadının piyasadaki erkeğe bağımlılığı, evdeki erkeğe itaatinin bir devamıdır. Kadın daha çok informal sektörlerde çalışırken, erkek formal sektörleri hakimiyeti altına almaktadır. Böylece, kadınlar iktisadi ve siyasi alanlardan uzak tutulmakta ve erkeklerin kadınlara yönelik şiddet kullanmalarını “meşrulaştırmaktadır.” Bu durum, özellikle gelişmemiş devletlerde yaşayan kadınlar için geçerlidir. Sosyalist feministler bütün bu gelişmeleri kapitalizm ile ilişkilendirmektedir.
Muhttin Ataman
Modern sosyalist feministler, klasik sosyalizmin tüm ezilen kesimlerin sorunlarına çözüm aramadığı varsayımından hareketle yeni söylemler geliştirmişlerdir. Öncelikle, klasik sosyalizmin “cephe” siyasetinden uzaklaşarak bir “ortak platform” politikasına yönelmişlerdir. Buna göre, farklı kaynaklardan doğan ve merkezi siyasi yapılanmaya karşı olan sendikal hareketler, ırkçılık karşıtı hareketler, etnik gruplar ve kadın hareketi gibi toplumsal ve siyasal hareketlerin birlikte mücadele etmeleri gerekmektedir. Liberal devlet anlayışının, siyasi temsilde ve emek piyasasında kadınların aleyhine çalıştığını savunmaktadırlar. Örneğin, 1989 devrimleri sonrasında Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde ulusal parlamentolardaki kadın milletvekili sayısının dramatik bir şekilde düşmesini, devlet sosyalizminden liberal demokrasiye geçişin kadınlar üzerindeki olumsuz etkisine bağlamaktadırlar.
Sosyalist perspektife sahip feministler cinsiyet hiyerarşisini açıklamak maksadıyla ekonomik ilişkilere vurgu yapmaktadırlar. Kar getiren çalışma (productive) ile üremeyi sağlayan çalışma (reproductive) arasındaki kategorik ayrımları reddeden sosyalist feministler, ailede, evde ve informal sektörlerde yapılan çalışmaların kar getiren çalışma olduğunu ve böyle kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmektedirler. Sosyalist feministlere göre, kadınların çalışmalarını ciddiye almadığımız sürece, kadınların çoğunluğunun çalıştığını ve toplumların toplam üretim kapasitelerini etkileyen ortamları görmezden geliriz.
Sosyalist feministlere göre kadınlar çocuk doğurmakla sorumlu tutuldukları sürece, hem ulusal ekonomilerde hem de uluslararası ekonomipolitik ortamlarda marjinal kalmaya mahkumdurlar. Çünkü kadınlar, küçümsenen ve ekonomik değer verilmeyen çocuk doğurma işi ile erkeklere, devlete ve kapitalizme hizmet vermektedir. Kadının piyasadaki erkeğe bağımlılığı, evdeki erkeğe itaatinin bir devamıdır. Kadın daha çok informal sektörlerde çalışırken, erkek formal sektörleri hakimiyeti altına almaktadır. Böylece, kadınlar iktisadi ve siyasi alanlardan uzak tutulmakta ve erkeklerin kadınlara yönelik şiddet kullanmalarını “meşrulaştırmaktadır.” Bu durum, özellikle gelişmemiş devletlerde yaşayan kadınlar için geçerlidir. Sosyalist feministler bütün bu gelişmeleri kapitalizm ile ilişkilendirmektedir.
Muhttin Ataman




















