Kur’an’ın ismini vermediği ama geleneğin “Hızır” adını verdiği zatın fiilleriyle ilgili kontekstin tahlilidir (Kehf suresi, 6582). Çok kısa belirtmek gerekirse burada üç fiil söz konusudur: Geminin delinmesi, birinin öldürülmesi ve duvarın doğrultulması. Dikkat edilirse yorumlar kısmında bu fiil leri meydana getiren iradeler ve hatta fail farklı gösterilmektedir.
Şöyle ki: Gemiyi deldiğinْi َ“onu kusurlu kılmak istedim”; birini öldürdüğünde daha hayırlısıyla değiştirmek istedik”; duvarı doğrulttuğunu “Rabbin istedi” şeklinde açıklamada bulunmaktadır. Şu hâlde birinde “ben istedim” derken, ikincisinde “biz istedik”, üçüncüsünde ise “Rabbin istedi” diyerek adı geçen fiilleri farklı iradelere dayamaktadır. Bu bir anlamda bütün fiilleri üç ana kategoride toplamamızın mümkün olduğuna aynı zamanda bir işarettir.
1)Kişinin kendi iradesiyle meydana gelen fiiller.
2)Tanrı’nın iradesiyle kulun iradesinin ayniyetiyle meydana gelen fiiller (“oku sen atmadın Allah attı” ayetinde olduğu gibi).
3)Sadece Tanrı’nın iradesiyle meydana gelen fiiller. Bütün bu olaylar genel anlamda elbette Tanrı’nın irade siyle cereyan etmiştir ama Cenabı Hakk’ın kullarına verdiği yetki ve irade neticesi kullar da bazı fiilleri işlerler. Kehf suresinde geçen bu hadiselerin semantik analizlerini değerlendirmelerini uzun uzun ele alacak değiliz. Bizi burada ilgilendiren en önemli iki hususa işaret edip, tekrar edilegelen bir tefsir hatasını göstereceğiz.
Ayette geçen “elğulâm” kelimesi “çocuk’’ diye tercüme edilmektedir. Böyle bir tercüme hem kontekste hem de Kur’an’ın özüne uymamaktadır. Çünkü “ğulam” kelimesi, ana babaya nispetle “evlat” anlamındadır. Babası diyelim ki seksen yaşında olan altmış yaşındaki bir kişi, ebeveynine nispetle onların ğulamıdır. Hatta İbn Side’nin dediği gibi, doğumundan saçların ağarmasına kadar hayatın her safhasıdır. Şu hâlde ayette geçen “elğulam” kelimesini reşit biri olarak anlamak ve onu “evlat” veya “delikanlı” diye tercüme etmek daha doğrudur.
Yeryüzünün hiçbir hukuk sisteminde olmadığı gibi, ilahi hukukta da olmayan bir yorum söz konusu edilegelmiştir. O da istikbalde işlenmesi muhtemel bir fiilin, daha işlenmeden en ağır bir ceza ile tecziyesidir. Bu husus, tekrar edilegelen ‘bir tercüme ve hatta bir tefsir hatasıdır. Kontekstin semantik bir analizi yapılmadığından bu nevi tercüme hataları ortaya çıkmaktadır.
Delikanlının veya anası babası mü’min olan evladın katli konusunda, olaya bir açıklık getiren zat onu onları isyana ve küfre sevk edeceğinden korktuk.” şeklinde etmekte ve bu minval üzere yorumlamaktadırlar. Böyle tercümenin yanlış olduğunu beraber Ayette geçen fiili genel olarak “ummak” ve “korkmak” manasındadır. Kendisine “na” bitiştiğine göre bu zat yalnız değildir. Yukarıda belirttiğimiz gibi ilahi irade ile kulun iradesinin ayniyetiyle işlenmiş bir olay söz konusudur. Durum böyle olunca “haşiye” fiilinin yaygın anlamları olan “ummak” ve “korkmak” anlamları bu tefsire uygun düşmez.
Zira Allah ne umar ne de korkar. O halde bu fiilin semantik bir analizi gerekecektir. Uzun tahlillerin kısa neticesini burada göstermeye çalışalım. Buraya uygun olan semantik anlam “kerihe=uygun bulmamak, uygun görmemek” anlamı dır. Ayrıca olmastar müevveldir. Mastarlar isim gruَbundandırlar ve zamansız fiildirler. Şu hâlde bu mastarı istikbal sigasıyla tercüme etmek yerine hal sigasıyla tercüme etmek kontekste daha uygundur. Yani “sevk edecek” şeklinde değil, “sevk etmekte” şeklinde tercüme en uygun olanıdır. Bütün bunları bir araya getirirsek ayetin tercümesi şöyle olur: “Delikanlıya gelince, anasıbabası mü’min idiler. Onun onları küfür ve isyana sevk etmekte oluşunu uygun görmedik.”
Bu tercüme Kur’an nassına en uygun olan tercümedir. Semantik analiz sonucu ortaya çıkan tercüme budur. Delikanlı o suçu işlemiş ve işlemektedir. Anası babası mü’min olduğuna göre kendisi değildir. Dinsizin dindar üzerinde bir baskısı vardır. Bu keyfiyet semavi dinlerin hukukuna göre katli gerektiren bir fiildir. Nitekim infaz edilmiştir. İnfaz bir sabiye değil bir reşide olmuştur.
Şöyle ki: Gemiyi deldiğinْi َ“onu kusurlu kılmak istedim”; birini öldürdüğünde daha hayırlısıyla değiştirmek istedik”; duvarı doğrulttuğunu “Rabbin istedi” şeklinde açıklamada bulunmaktadır. Şu hâlde birinde “ben istedim” derken, ikincisinde “biz istedik”, üçüncüsünde ise “Rabbin istedi” diyerek adı geçen fiilleri farklı iradelere dayamaktadır. Bu bir anlamda bütün fiilleri üç ana kategoride toplamamızın mümkün olduğuna aynı zamanda bir işarettir.
1)Kişinin kendi iradesiyle meydana gelen fiiller.
2)Tanrı’nın iradesiyle kulun iradesinin ayniyetiyle meydana gelen fiiller (“oku sen atmadın Allah attı” ayetinde olduğu gibi).
3)Sadece Tanrı’nın iradesiyle meydana gelen fiiller. Bütün bu olaylar genel anlamda elbette Tanrı’nın irade siyle cereyan etmiştir ama Cenabı Hakk’ın kullarına verdiği yetki ve irade neticesi kullar da bazı fiilleri işlerler. Kehf suresinde geçen bu hadiselerin semantik analizlerini değerlendirmelerini uzun uzun ele alacak değiliz. Bizi burada ilgilendiren en önemli iki hususa işaret edip, tekrar edilegelen bir tefsir hatasını göstereceğiz.
Ayette geçen “elğulâm” kelimesi “çocuk’’ diye tercüme edilmektedir. Böyle bir tercüme hem kontekste hem de Kur’an’ın özüne uymamaktadır. Çünkü “ğulam” kelimesi, ana babaya nispetle “evlat” anlamındadır. Babası diyelim ki seksen yaşında olan altmış yaşındaki bir kişi, ebeveynine nispetle onların ğulamıdır. Hatta İbn Side’nin dediği gibi, doğumundan saçların ağarmasına kadar hayatın her safhasıdır. Şu hâlde ayette geçen “elğulam” kelimesini reşit biri olarak anlamak ve onu “evlat” veya “delikanlı” diye tercüme etmek daha doğrudur.
Yeryüzünün hiçbir hukuk sisteminde olmadığı gibi, ilahi hukukta da olmayan bir yorum söz konusu edilegelmiştir. O da istikbalde işlenmesi muhtemel bir fiilin, daha işlenmeden en ağır bir ceza ile tecziyesidir. Bu husus, tekrar edilegelen ‘bir tercüme ve hatta bir tefsir hatasıdır. Kontekstin semantik bir analizi yapılmadığından bu nevi tercüme hataları ortaya çıkmaktadır.
Delikanlının veya anası babası mü’min olan evladın katli konusunda, olaya bir açıklık getiren zat onu onları isyana ve küfre sevk edeceğinden korktuk.” şeklinde etmekte ve bu minval üzere yorumlamaktadırlar. Böyle tercümenin yanlış olduğunu beraber Ayette geçen fiili genel olarak “ummak” ve “korkmak” manasındadır. Kendisine “na” bitiştiğine göre bu zat yalnız değildir. Yukarıda belirttiğimiz gibi ilahi irade ile kulun iradesinin ayniyetiyle işlenmiş bir olay söz konusudur. Durum böyle olunca “haşiye” fiilinin yaygın anlamları olan “ummak” ve “korkmak” anlamları bu tefsire uygun düşmez.
Zira Allah ne umar ne de korkar. O halde bu fiilin semantik bir analizi gerekecektir. Uzun tahlillerin kısa neticesini burada göstermeye çalışalım. Buraya uygun olan semantik anlam “kerihe=uygun bulmamak, uygun görmemek” anlamı dır. Ayrıca olmastar müevveldir. Mastarlar isim gruَbundandırlar ve zamansız fiildirler. Şu hâlde bu mastarı istikbal sigasıyla tercüme etmek yerine hal sigasıyla tercüme etmek kontekste daha uygundur. Yani “sevk edecek” şeklinde değil, “sevk etmekte” şeklinde tercüme en uygun olanıdır. Bütün bunları bir araya getirirsek ayetin tercümesi şöyle olur: “Delikanlıya gelince, anasıbabası mü’min idiler. Onun onları küfür ve isyana sevk etmekte oluşunu uygun görmedik.”
Bu tercüme Kur’an nassına en uygun olan tercümedir. Semantik analiz sonucu ortaya çıkan tercüme budur. Delikanlı o suçu işlemiş ve işlemektedir. Anası babası mü’min olduğuna göre kendisi değildir. Dinsizin dindar üzerinde bir baskısı vardır. Bu keyfiyet semavi dinlerin hukukuna göre katli gerektiren bir fiildir. Nitekim infaz edilmiştir. İnfaz bir sabiye değil bir reşide olmuştur.














